Yorumlar Kapalı

358000_2

1930 yılında New York’ta doğan Wallerstein, 1974 yılında, dünya kapitalist- sistemin doğuşunu ve gelişimini incelediği baş yapıtı, üç ciltlik Modern Dünya Sistemi’nin ilk cildini tamamladı. Bugün Yarın yayınlarından Türkçeye çevrilmiş bu eseri bulmak mümkündür. Wallerstein, günümüze dek kapitalist dünya- sistemi, dünya-sistemin geopolitiği ve sistem- karşıtı hareketleri ele alan çok sayıda inceleme yayınlandı.   Modern Dünya Sistemi ile dünya- sistemleri analizi yapan ve bu konuda en büyük otorite olmuş Wallerstein’in bu kitabı anlaması güç bulunduğu söylenen bu üç ciltlik eserine giriş niteliği taşımaktadır.

Wallerstein’ı daha önce okuyan okuyucular iyi bilir ki ( Bu konuda benim favorilerimden biri: ‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’ dir. Metis Yayınları) karşısındakinin hiçbir şey bilmediğini farz ederek oldukça yalın bir anlatımla emektar bir öğretmen olarak anlatır her şeyi. Yani onu anlamamak onun anlatımından değil bizim zihinsel tembelliğimizden olsa gerek diye düşünmekteyim.

Kitap, yaşadığımız dünyayı anlamakla başlar. Dünya- Sistemleri analizinin kökenlerine iner sonra. Wallerstein, çağımızın önde gelen sosyal bilimcilerinden birisidir. Annales Okulu’nun ünlü tarihçisi Fernand Braudel’in izinden giderek tarihsel-toplumsal gelişmelerin, ancak uzun süreli dinamiklerin çözümlenmesiyle anlaşılabileceğini savunur. Wallerstein’e göre, sosyal bilimler arasındaki mevcut ayrım temelde yapaydır; hem yapının hem de değişimin kavranabilmesi için tarih ile sosyal bilimlerin birleşmesi gerekmektedir. Kapitalist bir dünya- ekonomi olarak modern dünya- sistemini anlatır. Yaşadığımız yüzyılda hepimiz mevcut sistemden rahatsızlık duymakla birlikte bize dayatılan “küresel dünya düzeni” ve buna entegrasyonun zorunluluğu ile aşinayız. Lakin, dünya- ekonomi olarak modern dünya sisteminin nasıl işlediğini öğrenme şansımız yokmuş algısıyla yönlendiriliyoruz. İşte bu kitaptaki şu ifade tamda içinde bulunduğumuz durumu açıklıyor: “ Çünkü şuna güçlü bir şekilde inanıyorum ki, dünya- sistemleri analizi davasını anlayabilmek için okuyucunun( hatta genç ve yeni başlayan okuyucunun) ilköğretimden şimdiye kadar öğrendiği ve kitle medyası tarafından her gün pekiştirilen şeylerin çoğunu “düşünmemesi” gerekir. Çağdaş ikilemlerimizi daha inandırıcı ve daha işe yarar şekilde analiz etmemize imkan tanıyacağına inandığım yollarla düşünmek üzere kendimizi özgürleştirmeye ancak şöyle başlayabileceğimize inanıyorum: Nasıl olup da halihazırda düşündüğümüz gibi düşünmeye başladığımızla doğrudan yüzleşerek…” (sayfa 13). Tamda buradan hareketle bize mevcut sistemin nasıl işlediğinin özetini yapmakta. Devletler sisteminin yükselişi ve bir kültürün  yaratılmasını ilmek ilmek anlatıyor yazar. Üretim, artı- değer, kutuplaşma…

Egemen ulus- devletler, sömürgeler, devletler arası sistem, … ideolojiler, toplumsal hareketler, sosyal bilim,… çatallanma, kaos ve seçimlerle krizdeki modern dünya- sistemini anlatır. Bize bir tuzaktan kurtulmanın ilk adımının tuzağı tanımak olduğunu her zamanki yalın üslubuyla hatırlatır.

“Mevcut sistemin yerine geçecek sistemi ( ya da sistemleri) kurarken bir seçim yapacağız. Lîyakat kriterleri dahil, nasıl belirlenirse belirlensin, sistemdeki rütbelere göre ayrıcalıklar tanıyan veya bu ayrıcalıklara izin veren hiyerarşik bir sistemi tercih edebiliriz. Ya da görece daha demokratik, eşitlikçi bir sistemi. Mevcut dünya- sistemin en büyük erdemlerinden birisi, bu tartışmaların hiçbirini sonuca bağlamamış olsa da ( bundan çok uzaktadır), bu tartışmaları giderek daha çok öne çıkarmasıdır. Bugün dünya çapında insanların, beş yüzyıl öncesi bir yana, yüz yıl öncesine göre dahi bu meselelerin çok daha fazla farkında olduğuna dair pek az soru işareti vardır. Daha bilinçliler, hakları için mücadele etmeye daha istekliler, güçlü olanların retoriğine karşı daha fazla kuşkulular. Mevcut sistem ne kadar kutuplaşmış olursa olsun, bu en azından olumlu bir mirastır.

Bir sistemden diğerine geçiş büyük bir mücadele, büyük bir belirsizlik ve bilgi yapılarına dair büyük bir sorgulama dönemidir. Her şeyden önce ne olup bittiğini açıkça anlamaya çalışmalıyız. Daha sonra, dünyanın gitmesini istediğimiz istikametlerle ilgili tercihlerimizi yapmalıyız. Ve son olarak, dünyanın istediğimiz yöne gitmesi için bugün ne yapmamız gerektiğini tasarlamalıyız. Bu üçlü görevi entelektüel, ahlaki ve politik görevler olarak düşünebiliriz. Bunlar farklıdır, ama birbirleriyle yakından bağlantılıdır. Hiçbirimiz bu görevlerin herhangi birini bir kenara bırakamayız. Bunlardan birini bir kenara bıraktığımızı iddia edersek, aslında gizli bir tercih yapıyoruz demektir. Önümüzdeki görevler olağanüstü zordur. Fakat bu görevler- bireysel ve kolektif olarak- bize, kolektif olanaklarımızı daha iyi gerçekleştirebileceğimiz bir şeyi yaratma veya en azından yaratılmasına katkıda bulunma şansı vermektedir.” (sayfa 156).

Bu arada Wallerstein’ın Türkiyedeki “ Gezi Eylemleri” ile ilgili kendi sitesinde yazmış olduğu bir yazı Birgün gazetesinde yayınlandı. Okumanızı tavsiye ederim. Dünyanın, alanında en yetkin isminden, içinde bulunduğumuz yapıyı anlayabilmek için mutlak surette okunmasını salık verdiğim bir kitap.

Şimdiden iyi okumalar.

“ Dünya Sistemleri Analizi” Immanuel Wallerstein BGST yayınları Mayıs 2011

 

zp8497586rq
Did you like this? Share it:

Comments are closed.